Ana içeriğe atla

Toronto Sokakları İşgal Altında


Sert ve kanlı Arap baharının ardından, şimdi de süslü ve yumuşak Amerikan Baharı gündemde! Amerika'daki duyarlı bireyler ülkelerindeki ekonomik düzensizliklerin ve adaletsiz varlık dağılımının mimarı olarak gördükleri Wall Street Borsası'nı (temsili bir günah keçisi) protesto etmek için sokaklara döküldü. Protestocular hem sokak gösterilerinde hem de internet sitelerinde ve sosyal paylaşım platformlarında seslerini milyonlarca kişiye duyurdu, duyurdukça da güçlendi.

"Biz yüzde 99'uz" sloganıyla tepkilerini dile getiren eylemciler, Amerika Birleşik Devletleri'nin en zengin %1'lik kesiminin elindeki varlıklarla geri kalan %99'un sahip olduklarını karşılaştırıyor. Ve haklı olarak, sokaklara dökülüyor! Bu kimilerine göre anlamlı, kimilerine göreyse fazla sulu hareketlerine de "Occupy Wall Street" yani "Wall Street'i İşgal Et" ismini veriyorlar..

15 Ekim 2011, Amerikan Baharı'nın deyim yerindeyse "Dünya Baharı'na" döndüğü tarih olarak kayıtlara geçti. Dünyanın pek çok ülkesinde benzer oluşumlar baş göstermiş ve her nasılsa kısa zamanda (teknolojik devrim) ortak hareket eden organik bir yapıya dönüşmüştü. Bu ortak hareketin sonucu olarak 15 Ekim'de Londra, Washington, Tokyo, Sydney, Montreal, Dublin, Hamburg, Hong Kong ve daha pek çok kentte protestolar düzenlendi.. O gün, elbette, Toronto da hareketli bir gün yaşadı..


Küresel hareketin Toronto ayağı kendisini "Occupy Toronto" olarak isimlendiriyor. 15 Ekim'de onlar da sokaklardaydı! Kentin finans merkezini kuşattılar, saatlerce caddeleri renklendirdiler. Amerika'daki eylemciler kısmen de olsa polis ile karşı karşıya gelmişti, Kanada'da ise durum oldukça sakindi. Haber kanalları gün boyu protestocuları takip etti, canlı yayınlar yaptı. 

Eylem öncesi dört bir yanda Occupy Toronto imzalı afişler göze çarpıyordu.


Occupy Toronto, internet sitesinde kendisini şu cümlelerle tanımlıyor:

"Occupy Toronto, gücünü halktan alan barışçıl bir harekettir. Ülkemizdeki ve dünyadaki güncel politik ve ekonomik sistemlere karşı bir duruş sergiliyoruz. Wall Street'in işgali ile başlayan hareketle aynı değerleri ve felsefeyi paylaşıyoruz ancak onlardan bağımsız olarak bir araya geldik. Toplumun yaşadığı zorluklara çözüm bulmak gibi ortak bir amaca hizmet ediyoruz. Henüz benzer gruplarla bir araya gelip ortak bir mesaj yayınlama şansımız olmadı, ancak eminiz yakın gelecek de o da olacaktır.

Dünyanın geri kalanıyla el ele verip birlikte çalışarak, iş hayatımızı, sosyal özgürlüklerimizi ve çevremizi yok eden ekonomik sistemlerde köklü değişiklikler yapmak istiyoruz. Tamamen şiddet dışı yöntemler kullanarak dünya çapındaki dev finansal sektörlerin temsilcilerine bankaların bize hizmet etmek için var olduğunu, aksinin kabul edilemeyeceğini duyurmayı amaçlıyoruz. Bankalar bu asli görevlerinin aksine bugün, spekülasyon ve kısmi rezerv borçlandırması gibi uygulamalarıyla toplumlar içinde büyük ölçekli bir eşitsizliğe yol açmıştır.

Hedefimiz, ekonomik sistemleri nüfusun yalnızca elit kesimi oluşturan %1'ini değil, geri kalan %99'unu da destekleyecek şekilde yeniden yapılandırmaktır. El ele verirsek %1'in sahip olduğu bu gücün el değiştirmesini sağlayabiliriz."


Görünüşe göre bu "Occupy" akımı, dev ekonomik değişiklikler dışında kimi kültürel değişikliklere de imza atmak istiyor. Çünkü geçtiğimiz günlerde gazetelerde yer alan bir habere göre kendilerine "Occupy Timmies" ismini veren bir grup ülkenin en büyük (ve yerel) kahve zinciri olan Tim Hortons'a karşı bir eylem hazırlığında. Bunun nedeniyse ekonomik sistem falan değil. 

Geçtiğimiz hafta bir Tim Hortons dükkanında aileleriyle birlikte oturan lezbiyen bir çift, çevrelerini rahatsız ettikleri gerekçesiyle kafenin sahibi tarafından mekanı terk etmeye zorlanmıştı. Her ne kadar Tim Hortons yönetimi bu ayıp için defalarca kez özür dilemiş olsa da facebook üzerinden bir araya gelen Occupy Timmies, Tim Hortons dükkanlarını "işgal" ederek seslerini duyurmaya kararlı gibi görünüyor!


* Fotoğraflar için Krystina85'e teşekkürler!

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hey Gidi Ece Temelkuran!

“İçinde deniz olmayan bir şehirde yaşayamam. Çünkü yüzümü denize döndüğüm zaman herkesi arkamda bırakmış olurum ve işte bu sayede, gerçek anlamda kendimle baş başa kalabilirim.” Bir belgesel için İstanbul Boğazı'ndaki bir çay bahçesinde söyleşirken böyle demişti bana Ece Temelkuran. İngiliz Körfezi, Vancouver, 2022 Bu şehirde deniz yok ama büyüleyici Ottawa Nehri, ya da Algonquin dilindeki ismiyle, Kitchissippi var. Bu akşam ben yüzümü işte o nehre dönüp herkesi ve her şeyi unutacak, kendi ellerimden tutacaktım. Güneş Kitchissippi üzerinde alçalmıştı ve Temelkuran’ın sözleri hafızamda yankılanıyordu. Birden, en beklenmedik anda, sarhoş edici güzellikte bir müzik başladı. Notalar gelip dört yanımı sarıverdiler. Havada, suyun üzerinde, ağaçların dallarından sarkar biçimde ve de yüzmekte olan kazların gözlerindeydiler. Şurası açıktı ki, arkamda bırakmaya niyetlendiğim insanlar bir araya gelmiş ve beni kararımdan caydırmak için el birliği yapmışlardı. “Acilen bir şeyler düşünmeliyiz”, ...

Uyanışım Beyaz Algonquin Toprağında

Size diyorum ki sevgili kutup kurtlarım / Kitcisìpi’yi ışıtan aykırı balıklarım / Uzak yok beyazınız varsa / Ve sözler ağzımızda çekinen / Uykulardan, böyle, sabahlara akınca

TROMSØ: Kutup İkliminde Üç Gün

2010 yılının K asım ayı. Saat üç, öğleden sonra. Hava karanlık. Tüm sokak lambaları yanıyor. Kuzey kutup dairesinin yaklaşık 350 km kuzeyinde, kutup noktasının ise 2000 km güneyinde, Norve ç'in Tromsø kentindeyim.  Yerler buzla kaplı olsa da, kentte bulunduğum 3 gün süresince hava sıcaklığı -5 derecenin altına inmiyor. Dünya coğrafyasının bu kadar kuzeyinde böylesine "ılıman" bir havayla karşılaşmak şaşırtıyor beni. Bu hep böyle midir, yoksa Tromsø Türkiye'den gelen garip yolcusuna "Hoş geldin" mi demektedir, bilemiyorum. Uzaktan gelen yolcusunu karşılamaya hazır, boş bir sokak

Eşzamanlılığın Göreliliği

Pencereden güneşli kış gününü izliyor ve tam şu anda dünyanın uzak bir köşesinde ne yapıyor olabileceğini düşünüyorum. Her ne kadar henüz gençken bu dünyadaki tüm zamanımızı birbirimizden ayrı geçirmeye karar vermiş olsak da, paylaştığımız bir şeyin hep var olduğunu ve onun yıllar boyunca hiç durmadan bizi birbirimize bağlamayı sürdürdüğünü düşünüp avunuyorum.