Ana içeriğe atla

A. EMRAH BAKKALOĞLU


"Kuzey ne demek? En fazla ne kadar kuzeye gidebilir insan? Peki en fazla ne kadar kuzeyde sürekli yaşayabilir? Peki ne sebeple? Dünyanın en kuzeyinde, üzerinde insan yerleşimi olan son ada Svalbard. 2500 insan ve 3500 kutup ayısı tarafından paylaşılan, ıssızlığın somut-coğrafi karşılığı. Zannımca dünyanın en güzel ülkesi olan Norveç'e ait. Ama öyle bir duruşu var ki hiç bir aidiyeti üzerinde taşımıyor. Belki biraz kutup ayılarına ve foklara meyilli. Ama asla insana değil."

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Tanımayanlar İçin Frida Kahlo

Aldım fotoğraf makinemi elime ve kente gelen Chagall sergisini gezmek için düştüm yollara... Ancak giriş ücreti cebime fazla gelince kendimi downtown Toronto'nun ıssız ara sokaklarına vurmaya ve sanat açlığımı daha ucuz bir şekilde gidermeye karar verdim...  Frida da öyle yapmıştı. Köşe başında karşılaştık!

Kanada Mühendisi'nin Yüzüğü

Mühendislik Yüzüğü  Kanada üniversitelerinin herhangi bir mühendislik dalından mezun olan öğrencilerin, özel bir seremoni eşliğinde taktıkları yüzüktür. Paslanmaz çelikten veya incelikle işlenmiş demirden yapılmış olan bu yüzükler; kalem tutan, imza attığınız, dominant elinizin serçe parmağına takılır ki, bir proje imzalarken, bir dizayn yaparken yüzeye ilk yüzük temas etsin ve çıkarttığı t ını  ile size hata yapma olasılığınızı ve mühendislik etikleri üstüne ettiğiniz yemininizi tekrar tekrar hatırlatsın.

Seni Seviyorum Saraybosna

Saraybosna’daki, Prag’daki, Ottawa’daki,  İzmir’deki, Kastamonu’daki  veya dünyanın herhangi bir yerindeki  köhne bir bahçede  gün batarken  karşılıklı oturup rakı içmek istediğim  yegane arkadaşım için... Dedem için... “Ömrümce tanımadığım üvey kardeşimin şehrinde gibiyim Saraybosna’da” diye yazmıştım eve döndüğümde. Saraybosna'nın geçmişten güçlü izler taşıyan gizemli sokakları; modern ve Avrupai görünümlü ışıklı caddeleri; rengarenk ve hareketli dükkanları; daha dün yaşanan akıl almaz drama rağmen cıvıl cıvıl, hayat dolu insanları ve kişide sanki batıya değil de doğuya doğru seyahat etmiş hissi uyandıran Osmanlı yapısı eski şehir merkezi beni hiç beklemediğim biçimde şaşırtmış ve hatta bu kenti yıllarca görmezden gelmiş olduğum için hafif utangaç bir pişmanlığa sürüklemişti.

Dispanserin Bahçesinden Işıltılı Caddelere

Lise çağımdaydım. Evim Balıkesir’deydi. Ailem, arkadaşlarım, tüm yaşantım orada, o küçük ve sevimli şehrin içindeydi. Sevimli olmasına sevimliydi ama, tüm diğer taşra kentleri gibi Balıkesir de insana dört duvar arasında kalmış hissi veren, sınırlı, kapalı bir yerdi. Sanki hayatın bir fragmanını yaşıyorduk orada, gerçeği kentin duvarlarının ötesinde; İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’deydi. Gürül gürül akıyordu da hayat, biz orada öylece duruyor gibiydik, sanki. Her ayın başında, Şan Sineması’nın hemen karşısındaki gazete bayisine büyük bir heyecan içinde koşmamız bu yüzdendi. Tüm dünya, geçmişin ve geleceğin toplamı hatta, sanki yoğunlaşıp tek bir kara deliğe çökmüş ve o da koca evrende gelip bu büfenin önündeki “Yaysat” sepetine düşmüştü. Sinema, Atlas ve Gezi dergilerinin yeni sayıları gelmişse onları hemen raftan kapar, eğip bükmeden, üzerlerindeki naylona dahi zarar vermeden çantalarımıza atar ve evlerimizin, Underground Cafe’nin, yahut bahçesinde saatlerce oturduğumuz hüküm...