Ana içeriğe atla

A. EMRAH BAKKALOĞLU

"Kuzey ne demek? En fazla ne kadar kuzeye gidebilir insan? Peki en fazla ne kadar kuzeyde sürekli yaşayabilir? Peki ne sebeple? Dünyanın en kuzeyinde, üzerinde insan yerleşimi olan son ada Svalbard. 2500 insan ve 3500 kutup ayısı tarafından paylaşılan, ıssızlığın somut-coğrafi karşılığı. Zannımca dünyanın en güzel ülkesi olan Norveç'e ait. Ama öyle bir duruşu var ki hiç bir aidiyeti üzerinde taşımıyor. Belki biraz kutup ayılarına ve foklara meyilli. Ama asla insana değil."

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hey Gidi Ece Temelkuran!

“İçinde deniz olmayan bir şehirde yaşayamam. Çünkü yüzümü denize döndüğüm zaman herkesi arkamda bırakmış olurum ve işte bu sayede, gerçek anlamda kendimle baş başa kalabilirim.” Bir belgesel için İstanbul Boğazı'ndaki bir çay bahçesinde söyleşirken böyle demişti bana Ece Temelkuran. İngiliz Körfezi, Vancouver, 2022 Bu şehirde deniz yok ama büyüleyici Ottawa Nehri, ya da Algonquin dilindeki ismiyle, Kitchissippi var. Bu akşam ben yüzümü işte o nehre dönüp herkesi ve her şeyi unutacak, kendi ellerimden tutacaktım. Güneş Kitchissippi üzerinde alçalmıştı ve Temelkuran’ın sözleri hafızamda yankılanıyordu. Birden, en beklenmedik anda, sarhoş edici güzellikte bir müzik başladı. Notalar gelip dört yanımı sarıverdiler. Havada, suyun üzerinde, ağaçların dallarından sarkar biçimde ve de yüzmekte olan kazların gözlerindeydiler. Şurası açıktı ki, arkamda bırakmaya niyetlendiğim insanlar bir araya gelmiş ve beni kararımdan caydırmak için el birliği yapmışlardı. “Acilen bir şeyler düşünmeliyiz”, ...

Kanada Mühendisi'nin Yüzüğü

Mühendislik Yüzüğü  Kanada üniversitelerinin herhangi bir mühendislik dalından mezun olan öğrencilerin, özel bir seremoni eşliğinde taktıkları yüzüktür. Paslanmaz çelikten veya incelikle işlenmiş demirden yapılmış olan bu yüzükler; kalem tutan, imza attığınız, dominant elinizin serçe parmağına takılır ki, bir proje imzalarken, bir dizayn yaparken yüzeye ilk yüzük temas etsin ve çıkarttığı t ını  ile size hata yapma olasılığınızı ve mühendislik etikleri üstüne ettiğiniz yemininizi tekrar tekrar hatırlatsın.

Aç Kapıyı Melek, Ben Geldim

Mart ayında bir gün, bir Cuma günü. Saat öğleden sonra 4:30. Sabah hava sıcaklığı eksi otuz santigrat derece idi, şimdi ısındı biraz, yalnızca eksi on. Ah Ottawa, söyle yetmedi mi artık bu kış? İşten koşar adım çıkıyorum. Melek otoparkta beni bekliyor. Önce camları kaplamış olan buzu elimdeki uzun saplı plastik spatula ile bir güzel kazıyorum. Eğer dünyanın bu köşesinde yaşamayı hayal ediyorsa oralarda birileri, işte bu gerçeği de hayallerinin bir köşesine dahil etmeli. Zira spatulayla buz kazımak yemek yemek, su içmek gibi hayatın doğal bir parçası buralarda. Araçların camlarına yapışan kar taneleri buzlaşıyor, kaskatı kesiliyor. İşin yoksa her allahın günü kazı babam kazı.

Sıkıcı Bir İş

Bileklerini kumanda koluna dayamış, “Çok sıkıcı bir iş bu”, diye söyleniyor. “Her gün bir oraya bir oraya uç dur. Kulaklığımı takıp müzik dinliyorum vakit geçirmek için, yoksa zor.” Dışarı bakıyorum. Altımızda Pasifik Okyanusu masmavi uzanıyor. Karşıda, ufuk çizgisinin hemen altında, eski sahipleri tarafından hiç teslim edilmediği halde el değiştirmiş topraklar üzerinde Vancouver ışıldıyor. İnce uzun binalarıyla sanki orman kıyısındaki bir plajda eğlenen bir grup insan gibi görünüyor uzaktan. Pilotun sıkıcı bir iş dediği, bu deniz uçağını uçurmak. Şaka mı yapıyor, diye dönüp yüzüne bakıyorum. Varsa yoksa 30 yaşında genç bir adam. “Çalışırken ben de sıkılıyorum, ama benim böyle bir manzaram yok”, diyorum. “Sen de kendince haklısın”, dercesine bir kuş gibi sağa sola sallıyor başını. Benim büyüdüğüm yerlerde böyle deniz uçakları yoktu. Eğer hayatta böyle bir seçeneğim de olduğunu bilseydim, ne yapar eder kendime bu kariyeri seçerdim, diye düşünüyorum. ...