Ana içeriğe atla

Bob Marley'in Torunundan Mesaj Var


Dünyaca ünlü Jamaikalı müzisyen Bob Marley'in torunu Donisha Prendergast ile yolumuz Ottawa Üniversitesi'ndeki bir etkinlikte kesişti. 2013 yılının soğuk bir Şubat günüydü. 

Bizim gibi dünyanın dört bir köşesini kendine ev bellemiş Prendergast ile bir araya gelip de gördüğümüz, görmediğimiz tüm sokaklardan; o sokaklara sıkışıp kalmış hayatlardan, Türkiye'den, Japonya'dan, Jamaika'dan, şiirden ve Nazım Hikmet'ten konuşmamak olmazdı. Olmadı da.

Donisha ile yaptığımız çok özel bir video röportajı çok yakında sitemizde yayımlayacağız. Ama önce Donisha'nın Dünyanın Bütün Sokakları okurlarına gönderdiği bir mesaja yer vermek istedik: "Farklı diller konuşuyor olsak da, aslında aynı türküleri söylüyoruz".

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

TROMSØ: Kutup İkliminde Üç Gün

2010 yılının K asım ayı. Saat üç, öğleden sonra. Hava karanlık. Tüm sokak lambaları yanıyor. Kuzey kutup dairesinin yaklaşık 350 km kuzeyinde, kutup noktasının ise 2000 km güneyinde, Norve ç'in Tromsø kentindeyim.  Yerler buzla kaplı olsa da, kentte bulunduğum 3 gün süresince hava sıcaklığı -5 derecenin altına inmiyor. Dünya coğrafyasının bu kadar kuzeyinde böylesine "ılıman" bir havayla karşılaşmak şaşırtıyor beni. Bu hep böyle midir, yoksa Tromsø Türkiye'den gelen garip yolcusuna "Hoş geldin" mi demektedir, bilemiyorum. Uzaktan gelen yolcusunu karşılamaya hazır, boş bir sokak

Ottawa'da Devrim Şarkıları

1 Mayıs 2014, Perşembe. Saat akşam 6 suları. Dışarıda hafif hafif çiseleyen yağmura ve beni yatıp uyumaya zorlayan yorgunluğa rağmen çıkıyorum sokağa. Daha erken çıkmalıydım. Geç kalacağım.

Bir Doğa Harikası: Maui

Aloha! Bir sahil kasabas ı d ü şünün. Dağlarına çıktığınızda size bin bir renkle bezeli doğası ile kucak açan bir yağmur ormanı, muhteşem gün doğuşlarına şahit olacağınız volkanik bir krater, onlarca çeşit deniz canlısıyla yan yana y üzebilece ğiniz koylar, kilometrelerce uzanan plajlar ve g üçlü bir yaşam enerjisi ile dolu bir şehir düşünün. Maui'ye hoş geldiniz!

Düşlerimdeki Kafeyi Nerede Buldum?

Gelin şehrin kalabalığından, trafikteki egzoz gazından, belediye otobüsünde itiş kakış yapılan yolculuklardan sıkılıp uzaklara kaçmak istediğiniz bir anı hayal edin.. Hava sıcak, tişörtünüz üstünüze yapışmış,   Taksim   –   Kadıköy   otobüsünün içinde sıkışan trafiğin açılmasını bekliyorsunuz.. Derken gözünüzü yavaşça kapatıyor; çok uzaklara, kuzey ülkelerinin serinliğine yelken açmış bir mekana ışınlanıyorsunuz. Ormanın denizle buluştuğu bir yerdesiniz. Akşam vakti, ortalık karanlık. Boynunuzda atkınız, ellerinizde eldivenleriniz, başınızda bereniz var. Hava öyle soğuk ki, buhar çıkıyor üflediğinizde ağzınızdan. Isınmak istiyorsunuz, sıcak bir şeyler içmek, belki... Yürürken karşınızda, tam denizin kıyısında kırmızı ahşap bir kulübe beliriyor. Şeker gibi, pasta gibi bir kulübe bu. Sanki elinize alıp ısırsanız böyle bir tat alacaksınız. Yaklaştıkça bunun bir kafe olduğunu fark ediyorsunuz. Uçup gidiyor yalnızlığınız. Adımlarınızı sıklaştırıyorsu...