Ana içeriğe atla

Sıkıcı Bir İş

Bileklerini kumanda koluna dayamış, “Çok sıkıcı bir iş bu”, diye söyleniyor. “Her gün bir oraya bir oraya uç dur. Kulaklığımı takıp müzik dinliyorum vakit geçirmek için, yoksa zor.”

Dışarı bakıyorum. Altımızda Pasifik Okyanusu masmavi uzanıyor. Karşıda, ufuk çizgisinin hemen altında, eski sahipleri tarafından hiç teslim edilmediği halde el değiştirmiş topraklar üzerinde Vancouver ışıldıyor. İnce uzun binalarıyla sanki orman kıyısındaki bir plajda eğlenen bir grup insan gibi görünüyor uzaktan.


Pilotun sıkıcı bir iş dediği, bu deniz uçağını uçurmak. Şaka mı yapıyor, diye dönüp yüzüne bakıyorum. Varsa yoksa 30 yaşında genç bir adam. “Çalışırken ben de sıkılıyorum, ama benim böyle bir manzaram yok”, diyorum. “Sen de kendince haklısın”, dercesine bir kuş gibi sağa sola sallıyor başını.

Benim büyüdüğüm yerlerde böyle deniz uçakları yoktu. Eğer hayatta böyle bir seçeneğim de olduğunu bilseydim, ne yapar eder kendime bu kariyeri seçerdim, diye düşünüyorum. Ellerini kumanda koluna dolmuş şoförü gibi dayamış, hayattan bezmiş bu muzip adamın işini “sıkıcı” diye tanımlaması hoşuma gidiyor.


“Ne zamandır yapıyorsun bu işi”, diye soruyorum. “Bugun ilk günüm”, diyor. Sonra tepkimi görmek için dönüp yüzüme bakıyor. Çok gülüyorum bu şakasına. Gerçekten o kadar komik mi, yoksa ben kendimi bu deniz uçağının içinde, okyanusla gökyüzü arasında bir yerlerde bir çocuk gibi hafif, mutlu, kaygısız hissettigim için bana mı öyle geliyor?

Stanley Park’ın üzerinden doğru alçalıp Coal Harbour’a inecekmiş gibi süzülüyoruz. Başımı sağa çevirip Broughton Caddesi’ne bakınca, balkonda dikilmiş, uçakları izleyen seni görür gibi oluyorum. “Hoşçakal”, diye el sallıyorum, “İki günde bir su vermeyi unutma çiçeklere”.

Sonra gaz kolunu itip, haydi o zaman, diyor pilot. Yeniden kükremeye başlıyor motor, pervane deliriyor yeniden. Biz bir kez daha göğe doğru tırmanırken ardımızda bıraktığımız sesimiz caddeyi nasıl dolduruyor, çok iyi biliyorum.

Özgün,
Temmuz 2025

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

TROMSØ: Kutup İkliminde Üç Gün

2010 yılının K asım ayı. Saat üç, öğleden sonra. Hava karanlık. Tüm sokak lambaları yanıyor. Kuzey kutup dairesinin yaklaşık 350 km kuzeyinde, kutup noktasının ise 2000 km güneyinde, Norve ç'in Tromsø kentindeyim.  Yerler buzla kaplı olsa da, kentte bulunduğum 3 gün süresince hava sıcaklığı -5 derecenin altına inmiyor. Dünya coğrafyasının bu kadar kuzeyinde böylesine "ılıman" bir havayla karşılaşmak şaşırtıyor beni. Bu hep böyle midir, yoksa Tromsø Türkiye'den gelen garip yolcusuna "Hoş geldin" mi demektedir, bilemiyorum. Uzaktan gelen yolcusunu karşılamaya hazır, boş bir sokak

Kar Ülkesinin Başkenti Ottawa

Ottawa - Lebraton ve Parlamento Ne ilginç şu şehir! Keçiboynuzu gibi, sekiz ay kar içinde bekliyorsun ki dört aylık yaz gelsin. Kutup ayısı misali kış uykusuna yatmadan, ya da sıcaklık donma derecesinin altına düştügünde artık kalbi atmayan, hareket etmeyen, soluk almayan, yani tüm beyin faaliyetleri durmuş olan ve bir buz kütlesi içinde bahara kadar donmuş bir şekilde güneşi bekleyen Kanada orman kurbağası (*Rana sylvatica) gibi hiç degil. Eğlenip güle güle geçiriyoruz sekiz aylık az güneşli ama kar beyazdan aydınlanan günleri.

Kuzey Pasifik'in Doğa Harikası: Vancouver - 2

Ne yorulduk arkadaş. Dün gece burlesque show dediler, o bar, bu bar dediler, sabahımız şaştı. Halbuki erkenden kalkıp arabayı hazırlayıp Whistler'a yola çıkacaktık. N'oldu ? Tabi ki sabah Whistler yolculu ğ una hazırlanmamız, kiraladığımız minibüse kayak malzemelerini ve 4 kişilik e şyay ı  doldurmamız tahminimizden daha uzun zaman aldı.

Titreeyen Dağ: Mount Tremblant

Burası,  Quebec eyaletinin Laurentian dağları üzerinde  kurulu,  etrafı ormanlar ve göllerle çevrili,   Ottawa ve Montreal çevresindeki doğa sporları sevenlerin  vazgeçilmez mekanı,   nefes kesen manzarası ile   Tremblant Kayak Merkezi.