Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Düşlerimdeki Kafeyi Nerede Buldum?

Gelin şehrin kalabalığından, trafikteki egzoz gazından, belediye otobüsünde itiş kakış yapılan yolculuklardan sıkılıp uzaklara kaçmak istediğiniz bir anı hayal edin.. Hava sıcak, tişörtünüz üstünüze yapışmış,   Taksim   –   Kadıköy   otobüsünün içinde sıkışan trafiğin açılmasını bekliyorsunuz.. Derken gözünüzü yavaşça kapatıyor; çok uzaklara, kuzey ülkelerinin serinliğine yelken açmış bir mekana ışınlanıyorsunuz. Ormanın denizle buluştuğu bir yerdesiniz. Akşam vakti, ortalık karanlık. Boynunuzda atkınız, ellerinizde eldivenleriniz, başınızda bereniz var. Hava öyle soğuk ki, buhar çıkıyor üflediğinizde ağzınızdan. Isınmak istiyorsunuz, sıcak bir şeyler içmek, belki... Yürürken karşınızda, tam denizin kıyısında kırmızı ahşap bir kulübe beliriyor. Şeker gibi, pasta gibi bir kulübe bu. Sanki elinize alıp ısırsanız böyle bir tat alacaksınız. Yaklaştıkça bunun bir kafe olduğunu fark ediyorsunuz. Uçup gidiyor yalnızlığınız. Adımlarınızı sıklaştırıyorsu...

Kar Ülkesinin Başkenti Ottawa

Ottawa - Lebraton ve Parlamento Ne ilginç şu şehir! Keçiboynuzu gibi, sekiz ay kar içinde bekliyorsun ki dört aylık yaz gelsin. Kutup ayısı misali kış uykusuna yatmadan, ya da sıcaklık donma derecesinin altına düştügünde artık kalbi atmayan, hareket etmeyen, soluk almayan, yani tüm beyin faaliyetleri durmuş olan ve bir buz kütlesi içinde bahara kadar donmuş bir şekilde güneşi bekleyen Kanada orman kurbağası (*Rana sylvatica) gibi hiç degil. Eğlenip güle güle geçiriyoruz sekiz aylık az güneşli ama kar beyazdan aydınlanan günleri.

Gananoque: İki Nehir Üzerinde

İstanbul’daki evimde oturmuş yazın Kanada’ya yapacağım geziyi planlıyorum. Takvim 2009 baharını gösteriyor ki, bu da öykünün en can alıcı yeri.

TROMSØ: Kutup İkliminde Üç Gün

2010 yılının K asım ayı. Saat üç, öğleden sonra. Hava karanlık. Tüm sokak lambaları yanıyor. Kuzey kutup dairesinin yaklaşık 350 km kuzeyinde, kutup noktasının ise 2000 km güneyinde, Norve ç'in Tromsø kentindeyim.  Yerler buzla kaplı olsa da, kentte bulunduğum 3 gün süresince hava sıcaklığı -5 derecenin altına inmiyor. Dünya coğrafyasının bu kadar kuzeyinde böylesine "ılıman" bir havayla karşılaşmak şaşırtıyor beni. Bu hep böyle midir, yoksa Tromsø Türkiye'den gelen garip yolcusuna "Hoş geldin" mi demektedir, bilemiyorum. Uzaktan gelen yolcusunu karşılamaya hazır, boş bir sokak

Hong Kong ve Wong Kar Wai

Usta yönetmen Wong Kar Wai’in başyapıtı 2046’yı ilk kez 2005 yılında, Ottawa’da izlemiştim. Soğuk kış günlerinde içimi ısıtan, beni defalarca yalnızlığın elinden çekip alan Bytowne Sineması’na giderken aklımdan neler geçiyordu, anımsamıyorum. Ancak dönüş yolunda Rideau Caddesi’ni hızlı adımlarla arşınlarken neler hissettiğimi oldukça iyi hatırlıyorum. Yalnız başıma dünyayı tanımaya gittiğim o kentte, tıpkı 2046’nın baş kahramanı Chow Mo-wan gibiydim ben de. Geleceğe doğru yürürken, şiddetli yalnızlıktan olsa gerek, geçmişi olanca ağırlığı ile üzerimde hissediyordum. Yanlış anlaşılmasın, bundan gizliden gizliye zevk alıyordum. Her seferinde kaldırımın boş tarafını seçiyor, büyük bir ciddiyetle insanlardan uzaklaşıp yanımda taşıdığım geçmişimi onlardan korumaya çalışıyordum. 2046’yı geçtiğimiz günlerde bir kez daha izledim; müziğin ve görüntülerin beni kollarına alıp saniyeler içinde nerelere götürdüğüne şaşırarak. O soğuk gecede Ottawa’da hissettiklerimin yanı sı...

Uzak Ülkeler, Uzak İnsanlar, Uzak Sokaklar

Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın. Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın. "Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var" isimli meşhur şiirinde böyle diyor Ataol Behramoğlu. Yalnızca düşlerde şekillenen, dillerini konuşamadığımız, sokaklarındaki yol tabelalarının bile hayalimizde akıl almaz bir çekiciliğe büründüğü o uzak ülkelerde haklarında hiçbir şey bilmeden yaşayıp gittiğimiz ne çok insan var! Ne çok sevinç var, ne çok kahkaha, ne çok yalnızlık... Dünya bu denli büyük, tüketilmez ve zengin olduğu için sevinmeli miyiz; yoksa okyanusta salınan bir ceviz kabuğundan farksız olduğumuzu düşünüp ürkmeli miyiz? Tüm yaşantımızı gezmeye adasak bile var olanın kaçta kaçını görebileceğimiz, tadabileceğimiz de bir başka soru. Tüm yolculukların ardından sessizce köşemize çekilip avucumuzda birikenlere baktığı...