Ana içeriğe atla

Tanımayanlar İçin Frida Kahlo

Aldım fotoğraf makinemi elime ve kente gelen Chagall sergisini gezmek için düştüm yollara... Ancak giriş ücreti cebime fazla gelince kendimi downtown Toronto'nun ıssız ara sokaklarına vurmaya ve sanat açlığımı daha ucuz bir şekilde gidermeye karar verdim... 

Frida da öyle yapmıştı. Köşe başında karşılaştık!



















Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Toronto İzlenimleri

Gerekli işlemleri yaptıktan ve ülkeye birer göçmen olarak girişimizi onayladıktan sonra yüzüne kocaman bir gülümseme yerleştirdi göçmenlik memuru. Bize döndü ve “Welcome to Canada” dedi. Saatler süren yıpratıcı bir yolculuğun ve kapıdan çıkınca karşılaşacağımız belirsizliğin ağırlığı bir an için de olsa kalkıverdi omuzlarımızdan. Gelmiştik işte. Bizi gülümseyerek karşılayan yeni bir ülkemiz vardı artık!

Uyanışım Beyaz Algonquin Toprağında

Size diyorum ki sevgili kutup kurtlarım / Kitcisìpi’yi ışıtan aykırı balıklarım / Uzak yok beyazınız varsa / Ve sözler ağzımızda çekinen / Uykulardan, böyle, sabahlara akınca

Önemsiz Bir Beyoğlu Hikayesi

Dolmuşlar beni şehrin vahşi kalabalığından kurtarıp eve götürmek için sıraya girmiş bekliyorlardı. Hepsi de birbirinden çirkindi. Sıradan bir günde olsam gidip en öndekine biner, kapıya en yakın boş koltuğa oturur, cebimdeki bozuk paraları kurcalamaya başlardım.  Öyle yapmadım. Bugün seninle buluşacaktık! Bugün yüz yıllık bekleyişin ardından yeniden seni görecektim. Sarı minibüslerin dizildiği sokağı hızlıca geçip Fransız Konsolosluğu’nun karanlık duvarı boyunca yürüdüm. Saate baktım, daha zamanım vardı. Oyalanmazsam tam zamanında orada olacaktım. İstiklal Caddesi’ne çıktığımda Taksim Meydanı’na bir an bile bakmadan, onu bir an bile aklımdan geçirmeden sağa döndüm. Araçların altından geçtiği, beton yığınına dönmüş bu meydanı sevmiyordum artık. Üstelik seni son kez burada görmüş; sana son kez burada sarılmış; sen elimden kayıp giderken ne halt edeceğimi bilemeden, son kez, işte tam burada susmuştum ben. Caddede insanlar ne kadar da çoktu! Hepsi sanki bana bakıyor, gül...

Havana: Che Guevara'nın Günlüğünde Nazım Hikmet

Ben, alacakaranlığında son sabahımın dostlarımı ve seni göreceğim, ve yalnız yarım kalmış bir şarkının acısını toprağa götüreceğim... Nazım Hikmet Che'nin 6 Temmuz 1956`da,  Küba devrimi öncesinde, Mexico City`de Fidel Castro ve 28 yoldaşı ile birlikte tutuklu kaldığı zaman diliminde, günlüğüne (Eylül 55 te evlendiği eşi Hilda Gadea`ya) yazdığı pargarafta, N.Hikmet`in de  eşi   Piraye'ye ithafen yazdığı “Karıma Mektup” şiirinde hissettiklerine benzer duyguları paylaştığı satırlar: "If for any reason, which I do not expect, I can no longer write and I have lost my mind, please consider these lines as a farewell not a very eloquent one, but a sincere one. All through my life I have been stumbling along the road in a search for my truth, and now, with my daughter to carry on after me. I have come full circle. From now on, I would hardly consider my death more than a frustration like Hikmet: "I will take to  my grave / only the sorrow o...